Ülkem, canım ülkem, cennet vatanım… Biz ne zaman bu kadar kaygı ve korku dolu yaşamaya alıştık ? Kardeşin kardeşe silah sıkmasını nasıl yadırgamıyoruz artık ? Biz hangi ara suskun, tepkisiz, korkak bir topluma dönüştük ? Ne zaman biz ve onlar diye ayrıldık ? Kurtuluş Savaşı’nda bağımsızlığı için deli gibi savaşan, tek yürek olan o  “Çılgın Türkler” biz değil miydik?

İçinde bulunduğumuz durum gerçek mi, yoksa biz bir kabus mu görüyoruz ?

Acaba gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar mevcut iktidar sahipleri mi ?

Fakr- u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olan millet mi ?

Kim bu dahili ve harici bedhahlar ? Cebren ve hile ile bizi bu duruma düşürenler kim ?…

Ah Atam, canım Atam, Atatürk’üm… Kendi vatanında vatansız kalan yüce Türk milletinin gücüne, zekasına, çalışkanlığına sonsuz güvenen; Kurtuluş Savaşının baş kahramanı; bağımsızlık mücadelesinin mimarı; dünya barışının öncüsü; inanç dolu eşsiz devlet adamı; büyük komutan; Tanrı’nın bize bir lütfu… Mustafa Kemal Atatürk…

O değil miydi aziz vatanımızın her köşesini sulayan kanların bedeli olarak ifade ettiği ve ulaştığı muhteşem sonucun özeti olarak Türk gençliğini uyaran ? Bu uyarıları Türk gençliğine emanet eden ?

Biz bu uyarıları anlamadık mı yoksa ? Anlayamadık da mı bu hale geldik ?

Atamızın çağdaş uygarlık düzeyine çıkabilmemiz için bize çizdiği yolun neresindeyiz biz ?

Hani egemen ve özgür kıldığı aklımız ?

Hani fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür kuşaklar ?

O değil miydi ‘ben’ değil de, ‘biz’ dediği, aydın, yaşaması ve başarılı olması gereken nice Mustafa Kemaller bekleyen ? Az zamanda çok ve büyük işler yapan, bağımsızlık savaşçısı, karanlığa ışık tutan Mustafa Kemaller…

Bizler o Mustafa Kemaller olamadık mı yoksa ? Atamızın büyük eserine sahip çıkamadık mı? Biz O’nu anlayamadık mı ?

10 Kasımlarda rozetlerini takıp, neden ağladığını bile bilmeden ağlayıp, basma kalıp, şekilci, çıkarcı sözlerle överek O’nu bir kez değil bin kez öldüren biz değil miydik ? Anlamaya değil, ezberlemeye çalıştığımız inkılaplarını, birbirine karıştırarak yüzümüze gözümüze bulaştıran biz… Bunlar olmamalıydı… Biz bu hale düşmemeliydik….

Nedir Atatürk’ü anlamak ?

Atatürk’ü anlamak, Türk milletiyle bütünleşmiş, sevgi dolu, barışçı, bağımsızlığına düşkün, çağlar ötesi bir dahinin, ruhumuzda, beynimizde, kalbimizde oluşan silinmeyen izlerinin peşinden gitmektir. Sözde değil, özde Atatürkçü olmaktır.

Atatürk’ü anlamak, O’nun düşünce sistemini özümseyebilmektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi şartlar altında kurulduğunu bilerek, yıkık dökük, paramparça, perişan olmuş bir imparatorluğun, esaret altında yaşamayı sindiremeyen aziz milletine önderlik edip, inancı zafere dönüştürerek tarih yazan Ata’mıza duyduğumuz saygı ve bağlılık onu anlayabilmekten geçer.

“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.”

sözleriyle düşünce sistemini bizlere miras bıraktığını ifade etmiştir.

Manevi mirasının bilim ve akıl olduğunu söylemiş, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözleriyle akılcılığın gerekliliğini ifade etmiştir.

“ Yurtta barış, dünyada barış !” sözleri, bir çok dünya devlet adamına örnek olmuş, öncülük etmiş, evrensel bir dünya görüşü ortaya koymuştur.

“Biz daima şarktan garba yürüdük” sözleri ile batılılaşma yolunda emin adımlarla ilerlemiş, her alanda yaptığı devrimler ile Türk milletine çağ atlatmış, Türkiye Cumhuriyeti’nin batılı bir toplum olabilmesi için tüm koşulları hazırlamıştır.

Her biri beynimize kazınmış sözleriyle O’nu anlamak, gerçekçi çalışmalarla genç kuşaklara anlatmak ve yolunda ilerlemelerini sağlamak görevimizdir; vatanımıza, milletimize ve geleceğimize olan borcumuzdur. O’nun yaptıklarına, ortaya koyduğu fikirlere, ilke ve devrimlere sahip çıkarak, anlayarak, O’nun bu aydınlık yoluna baş koymak, bizi çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştıracaktır.

Bağımsızlık, laiklik ve demokrasi yolunda Ata’mızın ileri görüşlülüğünü ve yönlendirmelerini özümsemek, uygar uluslar seviyesinde ayaklarımızı sağlam basarak yol almaktır Atatürk’ü anlamak…

“ Bir sevgiyi anlamak, bir yaşam harcamaktır…” demiş ünlü şair Özdemir Asaf.

Atatürk’ü anlamak ve anlatmak için de bir yaşam harcamak gerekir…

Ey benim sarı saçlım, mavi gözlüm, Atatürk’üm…

Yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde, göklerde yükselmeye layık gördüğünüz ben, bir Türk olarak ;

Söz veriyorum… Ant içiyorum…

Yaşamım sizin için, sizin yolunuzda, sizi anlamak, sizi anlatmak için harcanacak ! Bunu yapabilecek güçteyim… çünkü biliyorum ki, muhtaç olduğum kudret, damarlarımdaki asil kanda mevcut…

Ne mutlu Türküm diyene !…

Saygı, sevgi ve minnetle…

6 votes, average: 5.00 out of 56 votes, average: 5.00 out of 56 votes, average: 5.00 out of 56 votes, average: 5.00 out of 56 votes, average: 5.00 out of 5 (6 votes, average: 5.00 out of 5)
You need to be a registered member to rate this.
(303 total tokens earned)
Loading...

Responses